
Aslında herkesin birkere karşılaşmış olduğu ve karşılacağı bir olaydır.Zira kamışla su içince barometre kullanılmış olur. Kamışla meyve suyunu içerken çektiğiniz hava beraberinde suyuda çeker ancak bu olay bilimsel olarak nasıl anlatılır.
Bu olay bize doğal gibi gelir ama bunun nasıl açıklamalı? Eskiçağ bilginleri bu soruya şöyle karşılık verirlerdi: “Doğa, boşluktan nefret eder”, yani boşaltılan havanın yerine mutlaka bir şey doldurmalıdır. Ama bu bir açıklama değildir.
Atmosfer her şeyi bastırır, sıkıştırır tıpkı bulunduğu kabın çeperlerine ve içinde yüzen nesnelerin tümüne basınç yapan bir sıvı gibi. Dalgıçlar birkaç metre derine dalar dalmaz, hemen su basıncını duyarlar. Hava için de az çok aynı şey söz konusudur. Stratosferin en yüksek katmanlarına oranla biz, havanın dibinde çok derinde sayılırız ve sıfır düzeyde havanın ağırlığı, cm²’ye 1,03 gramlık basınç yapar.
Bir kuyuya daldırılan borudaki hava tulumba ile emilince, atmosfer, borunun içindeki suya basınç yapmaz olur, ama kuyunun içindeki suya basınç yapmaya devam eder. Böylece sıvı, borudan yukarıya doğru itilir. Ve su, 10,30 metrelik bir yüksekliğe ulaşınca, bu sıvı sütununun ağırlığı, havanın kuyu yüzeyine yaptığı basınca eşit hale gelir. Bu iki güç arasında denge kurulur ve su artık yükselmez.
Barometre’nin icadı
Bu garip olayı ilk olarak 1643 yılında, İtalyan bilgini Evangelista Torricelli açıkladı. Torricelli, suyun yerine, ondan on üç buçuk defa daha ağır olan cıvayı koymayı akıl etti, bu sayede sütunun yüksekliği aynı oranda kısalmamış oldu. Böylece Torricelli ilk barometreyi gerçekleştirdi. Bir ucu tıkalı ve içi cıva dolu cam bir boru. Bu boru baş aşağı çevrilip açık ucu gene cıvayla dolu bir küvete daldırılır. Borudaki cıvanın bir kısmı küvete akar ve cıva sütunun borunun içinde aşağı yukarı 760 milimetreye kadar iner. O zaman cıvanın ağırlığı, atmosfer basıncı ile eşdeğer olur.
Blog RSS Feed
Via E-mail
Twitter
Facebook
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder